23 Temmuz 2012 Pazartesi

Paris, 4.gün, 16.07.2012

Bugün, artık Paris'teki son günümüz yarın öğlen çıkacağız. O nedenle herkeste görmediğimiz yerlerin ve en çok görmek istediklerinin bir listesi var. Zeynep'in belli; Opera, Abercrombie. Benim listemde ise, Consiergerie, Saint Chapelle ve Pont Neuf köprüsü var. Neşe ise arabuluculuk yapmaya çalışıyor.  Önce Opera'ya gidip, oradan Saint Chapelle ve Consiergerie'ye gitmeye karar veriyoruz. Pont Neuf ise zaten oralarda. Çok geçmeden Opera'ya varıyoruz. Metro çıkışında Paul'den kahve ve çöreklerimizi de aldıktan sonra Opera binasını seyrederek kahvaltımızı edip, Opera'yı gezmeye başlıyoruz.




Buradan devam edip doğru Consiergerie 'ye doğru gidiyoruz. Conciergerie çok eski bir yer. Paris'in ilk sarayı. Devrim sırasında hapishane olarak kullanılmış. Burada Marie Antoinette hapis olarak kalmış, giyotine de buradan gitmiş. Aşağıda onun fotoğrafları var.               

Marie Antoinette'in tutuklu kaldığı zamanlarda gezdiği kadın tutuklular avlusu


Marie Antoinette giyotine gitmeden önce dua ederken

Benim çok ilgimi çeken bir şey daha var. Bazı soylular giyotine gitmeden önce özel oda kiralamışlar, ayrıca Robespierre burada kalmış. Son vasiyeti var. Tabii daha bir çok ünlü de kalmış. Burayı görmek çok hüzünlendirici.

Robespierre'in Fransız halkına bıraktığı vasiyeti

Buradan çıkıp hemen yandaki Saint Chapelle kilisesini gezmek için kuyruğa giriyoruz. Uzun kuyrukta yarım saat kadar bekledikten sonra içeri girebiliyoruz.Bu kadar beklediğimize o kadar değiyor ki, burası Kral 9.Louis tarafından İsa'nın dikenli tacını ve diğer kutsal emanetleri saklamak amacıyla yaptırılmış, İnşaatına 1242 yılında başlanmış ve 1248 yılında tamamlanmış. Burası da Gotik mimari.Kilise içindeki cam işlemeleri ve vitraylarla ünlü. Dün burada bir barok konser vardı. Çok fena kaçırdık. Vitraylarda incil'den sahneler resimlenmiş. Aşağıda bunun fotoğrafları var.

Saint Chapelle Vitraylar

Saint Chapelle Vitraylar II

Saint Chapelle

Saint Chapelle

Saint Chapelle

Saint Chapelle

Saint Chapelle

Evet, artık benim isteklerim de yerine getirildi. Şimdi sırada Zeynep'in son isteği var. Abercrombie mağazası. Hemen metro ile Şanzelize, Frankli Roosvelt durağı veee Abercrombie. Aman Tanrım o da ne? Mağaza'nın önünde o kadar kuyruk var ki; az önce Saint Chapelle'in önündeki kuyruktan biraz daha uzun. O kuyrukta nazlanan Zeynep hemen burada kuyruğa giriyor. Neşe'de onu yalnız bırakmıyor. Mağazanın önünde ise üstleri çıplak bir tek kot pantolon giymiş mankenler duruyor. Dediklerine göre içeride çok sayıda bunlardan varmış. Zeynep ve Neşe üzülme onlar zaten gay, deyip beni avutuyorlar. Ben de yandaki kafede oturup Enis Batur'un Paris Ecekent kitabını okuyup bira içiyorum. Zeynep ve Parisli tiki'ler kuyruktalar. Zeynep tiki olmasa da ona günlüğüme kuyrukta 45 dakika beklediğini yazacağımı söylüyorum.

Zeynep ve Abercrombie girişindeki görevli mankenler

Abercrombie önündeki kuyruk

Abercrombie'nin içi

Abercrombie'deki gay erkekleri Neşe ve Zeynep ziyaret ettikten sonra tekrar mahallemize doğru yönleniyoruz. Akşam yemeği alşıverişi Monoprix mağazasından ve derken Neşe hemen mağazanın üstündeki başka bir bölüme çıkıp bana çok istediğim, bizdeki demliklere benzeyen kahve makinasından alıyor.Makina dedimse, elektrikli bir şey değil. Ocak üstü için yapılmış, kahve aleti. Geldiğimizden beri evde kahvelerimizi bununla yapıyoruz. ve çok lezzetli oluyor. Aldığımız 6 euro'luk şarap nefis çıkıyor. Ben saat 10'a doğru Neşe ve Zeynep'i evde bırakarak yürüyüşe çıkıyorum. Saint Michell caddesinden yürüyerek Seine kıyısına ulaşıyorum ondan sonra da Notre Dame'ın yanından geçerek  İl St.Louis'ye doğru yürüyorum. Ada'nın etrafında bir tur attıktan sonra tekrar Pompidou'nun önünden geçerek eve dönüyorum. 

Yarın Fransa'nın meşhur Loire vadisinden geçip Nice ve Monako'ya doğru yaklaşık 1700 km.lik bir yola çıkacağız. Evde gezinin bu etabı için hazırlıklar var. Otel rezervasyonları kontrol ediliyor. Geçeceğimiz güzergah haritada işaretleniyor. Güzel ve heyecanlı bir hazırlık...





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder