13 Temmuz 2012,
Paris, 1. Gün
Bu cümlenin ağırlığı ile Fransa seyahatine hazırlandım. Ancak 1.günden itibaren Paris, geçmişi ve geleceği değil bugünü kendisiyle birlikte yaşamam için davet etti sanki.
Sabah İstanbul en sıcak günlerinden birini yaşıyordu. Saat 07:00 de dahi taksinin camından içeri bir sıcak hava dalgası giriyordu.
Eve hızla yerleşip, eksiklerimiz için en yakın süpermarketten alışveriş edip, eve bırakıp tekrar dışarı çıkmayı planlıyoruz. Sokağımızın açıldığı Republique meydanına çıkıp önce karnımızı sandviçlerle doyuruyoruz. Ben pateli bir sandviç Neşe ve Zeynep ise peynirli sandviç yiyorlar. Daha sonra bir süpermarket bulup evin buzdolabı ve banyo ihtiyaçlarını alıyoruz. İstanbul'da Migrosa da gitsek hemen hemen aynı parayı ödeyeceğimiz bir hesapla çıkıyoruz. Yaklaşık 30 euro tutuyor ve buna İstanbul'da ortalama 35-40 TL na alabileceğimiz bir pembe şarapta dahil.
Ev'e aldıklarımızı yerleştirdikten sonra, ilk Paris seyahatimize çıkıyoruz. Hedefimiz Monmartre ve Sacre-Coeur, tekrar Republique meydanına çıkıp metroya bindikten sonra Anvers durağında inince Size uzun uzun Sacre-Coeur'ü ve Monmartre'ı anlatmayacağım. Bütün gezi kitaplarında detay bilgiler var. Ancak, Sacre-Coeur'e çıkan sokaktaki hediyelik eşyacıları ağbimin mutlaka görmesi gerektiğine karar veriyorum. Zeynep'le hemen çikolata müzesine giriyoruz ve ben dayanamayıp Neşe'nin müsaade ettiği ölçülerde bir kaç bir şey alıyorum. Neşe ve Zeynep'te kendilerine birer yağmurluk alıyorlar. Size bahsetmedim. Paris bulutlu ve ara ara yağmur yağıyor. Ancak, sıcaklık 18-20 derecelerde ve hava nemli değil. Tam gezilecek güzel bir hava. Sokağın sonunda ki atlı karınca dikkatimizi çekiyor. Çok güzel görünüyor. Zaten Sacre Coeur'ün de onun üzerinde olması lazım.
Ama önce çikolata müzesinin bir kaç fotoğrafını görün.
Atlı Karıncaya doğru yürürken Sacre Coeur olanca ihtişamı ile karşımıza çıkıyor.
Yapımına 1874 yılında başlanmış ve 1914 yılında bitmiş, Paris'in en yüksek rakımında.Haç şeklinde dört kubbeye sahip. İlhamını Roma , Bizans'dan alan eklektik bir mimariye sahip daha fazla bir şey demeyeceğim ayrıntıları wikipedia'dan bulabilirsiniz.Ancak değinmeden geçemeyeceğim absidin tavanında Katolik kilisesi ve Fransa'nın Sacre Coeur anlamına gelen İsa'nın kutsal kalbini yücelten 475 m2 lik bir mozaik var.
Buradan Paris manzarası da harika gözüküyor. Bakınız şöyle; :)
| sacre coeur'den paris manzarası |
| sacre coeur paris manzarası II |
Buradaki turumuzu bitirip Montmartre sokaklarından dolaşarak aşağı doğru inelim diyoruz. Çok güzel dar sokaklar, evler, kafeler ve dükkanlar var. İşte size bir iki görüntü.
| Monmartre'dan aşağı inerken I |
| Oğera Nationale de Paris Garnier Metro2dan çıkınca |
Bu binanın Müzikallere özel bir ilgisi olan Zeynep için ayrı bir anlamı var. En sevdiği müzikallerden biri olan Operadaki Hayalette hayaletin saklanma yerine, binanın altındaki küçük göl ilham kaynağı olmuş. Cafe dela paix ise ayrı bir güzellik çünkü 19.yy.dan beri kafe ve dekorasyonunu o günden beri sürdürüyor. Neşe , arkadaşı Karen ile buluşup içeride iş görüşmesine geçiyor. Biz ise Zeynep'le dışarıda Cappuccinolarımızı içip yağan yağmura aldırmadan önce Opera'nın çevresini dolaşıyoruz. Arkasında La Fayette var ve neredeyse bütün bulvar ve bütün bloku kaplamış. Opera'nın çevresinde bir tur attıktan ve müzesini de keşfettikten sonra yağan yağmura aldırmadan karşımızdaki Opera caddesinden yürümeye başlıyoruz. amacımız Harry's Bar'ı görebilmek. Ancak caddenin sonuna yaklaştığımız halde göremedik. Ama karşımıza Comedie Français çıkıyor. Ancak saat akşam dokuza yaklaşıyor ve Paris Türkiye'nin akşam saat altı aydınlığında. Dolayısıyla, tiyatro kapalı. Sağımıza baktığımızda altından araçların geçtiği kemerli bir kapı var. Adımlarımız merakla oraya doğru yönlendiriyoruz. Kemerli kapıyı geçtiğimizde önce karşımıza tuillers bahçeleri çıkıyor.Arkada Louvre'un olduğunu biliyoruz ama Zeynep bana bakıyor ve "kanka, biz bu yürüme işini biraz abarttık gibi" diyor. Burası o kadar büyük bir alan ki; bir yandan da yağmurun hızlanmasını göz önünde bulundurarak geri Cafe de la Paix'ye yürüyoruz.
| tullier bahçeleri |
Dönüş yoılunda üç kız önümüze kesip fransızca Mac Donalds'ın nerede olduğunu soruyor. Ben sen gördün mü yolda hi. Zeynep derken kız "aaa siz Türk'sünüz" diyor. Ben de bunun üzerine "kızım kafayı mı yediniz her yer sandviç satıyor, Fransa'da Mac Donald's mı yenir deyince kızlardan biri napalım bütçemiz bu kadar diyor gülerek, onlara Mac Donald's ın yarı fiyatına harika sandviçler yiyebileceklerini söylüyoruz ve ayrılıyoruz. Cafe de la Paix'ye vardığımızda Neşe'de toplantısını yeni bitiriyor. Bu arada saat 22:30 ve hava hala alacakaranlık bile değil. Paris bu mevsimde böyle olurmuş.
1.gün için bu kadar gezinin yeter olduğuna karar verip bir yemek sonrası eve dönüyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder