 |
| Notre Dame Batı Tarafı Gül Pencere |
 |
| Notre Dame Batı tarafı Sağdaki Kule |
 |
| Resim yazısı ekle |
 |
| Bakire Meryem Kapısı |
 |
| Bakire Meryem Kapısındaki Heykeller |
 |
| Notre Dame Son Yargı Kapısının alınlığı |
 |
| Nore Dame içerideki vitraylardan bir kesit |
 |
| Notre Dame Jan D'Arc |
 |
| Notre Dame Gargoyle'lardan bir örnek |
 |
| Notre Dame Gargoyle'lardan başka bir örnek |
 |
| Notre Dame gene bir Gargoyle |
Hani filmlerdeki Paris'te uzaktan bir siren sesi duyulur, ona da bir kilise çanı eşlik eder. Sabah uyandığımda aynı sesler odayı dolduruyordu. Kendime bir kahve hazırlayıp mutfağın apartman avlusuna bakan penceresini açıyorum. Serin,taze bir hava dolduruyor içeriyi. Neşe ve Zeynep henüz uyuyor. Kahveyle günün ilk sigarasını içip aldığımız bilinileri dolaptan çıkarıp üzerine çilek reçeli sürerek küçük bir kahvaltı ediyorum. Birazdan Neşe ve Zeynep'te uyanıyor. Banyo , yanımıza alacağımız küçük sırt çantalarının düzenlenmesi sonrası tekrar sokaklardayız. Bugün biraz daha Parisliyiz sanki. Bu sefer apartmandan çıkınca Meydan istikametine değilde aksi yöne yürüyüp St.Martin sokağına çıkıyoruz. Buradan dümdüz nehir istikametinde yürüyünce İl de la Cite'ye Notre Dame köprüsüne varmamız lazım.. Yürürken önümüze çıkan şeyleri tek tek saymayacağım o zaman bu günlük bitmez. Ama sokağa döner dönmez önce Lara Fabian'ın atölyesini görüyoruz burada akşamları ders de veriyormuş. Sonra Conservatoire National des arts et Metiers eski bir şatonun içerisinde ve sonra St.Nicolas des Champs kilisesini
 |
| St.Nicolas des Champs |
 |
| Jean Paul Gaultier'nin yeri |
 |
| Conservatoire National des Art et des Metiers |
Birazdan Pompiddou Kültür Merkezi'nin önünden geçerek Notre Dame köprüsüne iyice yaklaşıyoruz. Burada köprüye gelmeden önce Cafe de Livres de bir kahve kruasan molası veriyouz. Karşımızda küçük bir park ve üstünde bir anıt var. Bu anıtın fotoğraflarını çekerken bir anda savaş uçakları arkalarında fransız bayrağının dumandan izlerini bırakarak üstümüzden geçiyor, Zeynep hemen basıyor deklanşöre geçişi yakalıyor , bugün 14 Temmuz tabii ve Fransızların ulusal bayramı. Üstümüzden neredeyse bütün fransız savaş uçakları geçiyor. Awacslar'dan eğitim uçaklarına bir çok uçak görüyoruz.
Bu şölen bitince kahvelerimizde bitmiş oluyor ve Notre Dame Köprüsünü geçerek İl de la cite'ye geçiyoruz.
Tatili planladığımızdan beri zaman zaman Google Earth'den neredeyse adım adım gezdiğim il de la cite'nin içinde yürümek her şeyi farklılaştırıyor çok geçmeden solumuzda Notre Dame bütün ihtişamıyla gözüküyor.
Bizim gördüğümüz Batı tarafı, zaten Notre Dame'a da buradan giriliyor. Girişte üç tane taç kapı var. Kapılarda ise binlerce heykel ve tasvir. Taç kapıların üzerinde 28 kralın heykeli, onun üzerinde gül pencere ve onunda üzerinde kuleler var. Kulelerin üzerinde ise gargoyle'lar. Ben hemen bu gargoyle'lara dikkat kesiliyorum. Önce kiliseyi dışarıdan uzun uzun inceliyor fotoğraflar çekiyoruz. En sağdaki kapıdan içeri giriyoruz. Burada yaklaşık iki bin yıldan beri ibadet edildiğini bilmek ayrıca etkiliyor insanı. Girişte sağ tarafta çok sayıda şapel var. Diğer yandan ise vitraylar. Bütün pencereler vitraylarla bezeli. Vitraylar gene incilden pek çok bölümü anlatıyor. Heykeller, Vitraylar, şapeller, ahşap oymalar, tasvirler, devasa org derken içeride yaklaşık bir saat oyalanıyoruz. Yukarıda çektiğimiz çok sayıda fotoğraftan bir kaçını görebilirsiniz.
 |
| Notre Dame Batı Tarafı |
Şimdi amacımız yukarı çıkmak bunu kilisenin sol tarafından yapacağız. Ancak o kadar uzun bir kuyruk var ve o kadar yağmur yağıyor ki; vazgeçiyoruz. Kilise'nin çevresinde tam bir tur atıp Neşe'nin gene Karen'la olan randevusunu da göz önüne alarak bu defa Pont de l'Archevec köprüsünden geçip Quartier Latin bölgesine giriyoruz. Dante sokağına girerek St.Germain Bulvarına çıkıyoruz. Enis Batur'un mekanlarına hoşgeldik. Ancak burada güzel bir kafede gene bir kahve molası veriyoruz. Paris insana bir yavaşlık kendini zamana bırakma duygusu veriyor. Hiç bir şey için acele etmiyoruz. Çevremizdeki insanlarda öyle. Şimdiki amacımız Shesakspeare Co. kitabevini görmek. Burası da yüzyıllardır kitapçı. O yüzden St.Germain bulvarında kısa bir yürüyüşten sonra yönümüzü tekrar Seine nehrine çevirerek St.Michel bulvarına doğru kitapçıyı buluyoruz. Ben kısa bir tur attıktan sonra Neşe ve Zeynep'i içeride yalnız bırakarak dışarıdaki ağacın altında oturuyorum. Onlar uzun bir zaman sonra içeriden Zeynep'e 1893 baskılı Sheakspeare'in İngilteresi adlı bir kitap almış olarak içeriden çıkıyorlar. Üstelik kitap da yazar tarafından imzalanmış. Zeynep bize kitabı okuyarak İngiltere'yi gezdirme sözü veriyor. Yandaki kitapçıdan da Neşe kendine üç kitap aldıktan sonra yandaki La Bucharie diye kitaplarda geçen ünlü bir şefin restoranı var. Oraya geçiyoruz. Ben kendime az önce yediğim acımasız hot dog 'ın ezikliği ile bir şey söylemiyorum. Ancak Neşe öyle bir yemek yiyor ki , kendime tok olduğum için çok kızıyorum. Yediği yemek Daube d'Agneau de Lozere a la provençale, kuzu eti, soğan, domates, portakal ile pişirildikten sonra üzerine yeşil ve siyah zeytin ile hindiba eklenmiş. Muhteşem bir lezzet. Buradan Saint Germain bulvarına geri yürüyoruz. Neşe'nin Les Deux Magots'da Karen ile randevusu var. Gene bir Enis Batur mekanı. Önce mağazaya bakıp sonra kafeye doğru yürüyoruz. Kafe'ye gelmeden hemen önce Saint Germain des Pres kilisenin önünde
Yordan diye bir grubun sokak gösterisi var. Havada güneşli üstelik. Adamlar oldukça neşeli parçalar söylüyor. Bir müddet onları dinliyoruz. Neşe'yi ve yorgun Zeynep'i Les Deux Magots'da bıraktıktan sonra ben Lüksemburg bahçelerini görmeye gidiyorum. Bu bahçeler ve aynı bölgede ki rue des ecoles aynı zamanda Yahya Kemal'den tutunda Enis Batur'a bir çok aydına ev sahipliği yapmış. Lüksemburg bahçeleri çok güzel bir yer ortasındaki gölette çocuklar maket yelkenlilerini yüzdürüyor. Tenis kortları var , basketbol sahaları, midilli gezintileri, peyzaj mükemmel, her yerde yatay konumda sandalyeler, insanlar geziyor kitap okuyor. Burası buram buram turistik de değil. Buradan çıkarak Pantheon'a doğru yürüyorum. Ama akşam saat sekize gelmek üzere ve Pantheon'a giremiyorum. Dışarıdan seyretmek ve çevresini dolaşmakla yetiniyorum. Pantheon'da bir çok ünlü gömülü. Voltaire, Jean Jacques Rousseau vb. Tekrar Les Deux Magot'ya dönüp Neşe'lerle bir beyaz şarap içip , karamelli bir milföy yedikten sonra Karen bize bugünün 14 Temmuz olması nedeniyle Eyfel kulesinin orada çok güzel bir havai fişek ve ışık gösterisi yapılacağını söylüyor. Oraya bırakmayı teklif ediyor. İkinci gün ve eyfel kulsi nihayet. Eyfel kulesi hayatım boyunca gördüğüm en büyük sembol. Şimdi onun tam dibinde olmak olağanüstü bir duygu. Ancak o kadar kalabalık ki, kulenin altında kendimize bir yer bulup gösteriyi beklemeye başlıyoruz. Saat henüz dokuz buçuk gösteri hava tam karardıktan sonra yani 11:00 gibi başlayacak. Bu bir buçuk saati Neşe kitap okuyarak , ben günlüğümü yazarak Zeynep ise müzik dinleyerek geçiriyor.
Saat 11:00. Önce Eyfelin ışıkları kapatılıyor. Sonra müzik başlıyor ve sonra havai fişekler atılmaya başlıyor. Görüntü muhteşem. Parise gelmişken böyle bir şeye şahit olmak çok büyük bir şans. DJ 70'ler 80'lerden seçme disko parçaları çalıyor. Herkes elinde kameralar havai fişekleri çekiyor. Bir yandan da dans ediyor. İnanılmaz kalabalık. Bütün Parisliler ve turistler burada sanki. Gösteri bitiyor ve asıl sorun başlıyor. Çünkü o kalabalık dağılmaya başlıyor. Tek bir taksi yok, metro kapalı, tek çaremiz var yürümek. Ama o da kalabalık nedeniyle o kadar zor ki ; oradan Şanzelizeye kadar yürüyüp metroya girip eve geldiğimizde gece saat 02.:00 ve biz yorgunluktan ölüyoruz.